islami Sohbet e Girmek icin Tıkla Esmaül Hüsnayı Öğrenmenin Faydaları

Tarih : 25/03/2012 Ekleyen:
Katogori : Esma-ül Hüsna
Yorumlar : Yorum Yok
Etiketler : , , ,

Esmaül Hüsnayı Öğrenmenin Faydaları
Esma, ismin cem’idir. Hüsnâ kelimesi de en güzel ma’nâsına tafdil sîgasıdır. Terkibin ma’nâsı: En güzel isimler demek olur. En güzel isimler Allah’a mahsustur. Çünkü bütün kemâllerin sahibi O’dur. O’nun isimleri, en ileri ve mutlak bir kemâl ifâde eden, mukaddes kelimelerdir. [15]

Esmâül-Hüsnâ’yı Öğrenmenin Faydaları: Allahu teâlâ Hazretlerini bilmek, sevmek, kulluğuna bağışlanmak, O’nun sevmediği kötü huyları atmak, hoşnud olduğu temiz huylarla varlığını güzelleştirmek, bu suretle rızâsına ermektir.

Allahu teâlâ’yi bilmek, O’nun isimlerini ve sıfatlarını öğrenmekle olur. Allahu teâlâ’yı sevmek: Bu da bütün kemâlâtın ancak Allah’ta bulunduğunu ve O’ndan olduğunu bilmekle kazanılır. Rûh kemâle âşıktır. Bir şeyin kemâlini öğrenince hemen oraya akıverir ve gördüğü kemâlin kuvvetine göre bir zevk duyar. Bütün kemâlâtın ancak Allah’ta bulunduğuna kat’î bilgi edinen rûh, bu bilgiden sonsuz bir zevke dalar ki, kendisinden bu zevkin asla kesilmemesini ister.

Allahu teâlâ’nın kulluğuna bağlanmak: Bu zevkin, intisap şerefinin hiç kesilmeden devamı için biricik yol da, Allah’ın buyruklarına sımsıkı yapışmak, yasak ettiği şeylerden son derece sakınmaktır. Seven için en büyük zevk, sevdiğini kendisinden memnun etmeğe çalışmaktır. Bunu temin için her şeyi ve hattâ icâbında canını feda etmeği göze alır. En ziyâde korktuğu şey de, sevdiğinin hışmına uğramaktır. Sevdiğinin nazarından düşürecek olan en ehemmiyetsiz şeylerden bile titrer,… ürperir. [16]
Hayâtın Gayesi: Hayatın gayesi, Allah’ın rızâsına ermektir. Bütün ibâdetler, bütün güzel huylar, insanı Allah’ın rızasına ulaştıran yollar, vâsıtalardır. Bütün kabahatler, bütün kötü huylar, insanı Allah’ın hışmına uğratacak çirkinliklerdir. Velhasıl Esmâü’l-Hüsnâ’yı öğrenmekle Allah bilgisi kazanılır. Allah bilgisi, Allah sevgisinin tohumudur. Bir gönüle bu tohumdan düşerse filizlenir. O gönülden şevk ve muhabbet ağacı biter, bu ağacın meyveleri vardır ki, kalbde, ruhta, elde, ayakta, gözde, kulakta, insanın bütün maddî ve ruhî varlığında belirir ve olgunlaşır. Bu meyveler başlıca, Yaradana hürmet, yaradılmışlara merhamet etmek, kötü huyları atmak, güzel huy kazanmak, hak uğrunda her türlü fedâkârlığa katlanmak… gibi samimî meziyetlerdir. Hakikî insan olmak, bu meziyetleri kendinde toplamaktır. Allah’ın rızâsı, dünya ve âhiretin saadeti de bu meziyetlerin arkasındadır. [17]

Esmâü’l-Hüsnâ İle İlgili Hadîs’in Metnî: An Ebi Hüreyrete Radiyallahü Anhü: Kale Rasûlullahi Sallâllahü Aleyhi ve Sellem, İnne Lillâhi Tis’aten ve Tis’îne ismen, men ahsâhâ dehalelcennete, Huva’llâhü’llezî lâ ilahe illâ Hû. Er-Rahmân Er-Rahîm EI-Melik El-Kuddûs Es-Selâm El-Mü’min El-Müheymin El-Azîz El-Cebbar El-Mütekebbir El-Hâlik El-Bâri’ El-Musavvir El-Ğaffâr El-Kahhâr El-Vehhâb Er-Razzâk El-Fettâh El-Alîm El-Kâbid El-Bâsit El-Hâfıd Er-Râfı’ El-Muız El-Müzil Es-Semi El-Basîr El-Hakem El-Adl El-Lâtîf El-Habîr El-Halîm El-Azîm El-Gafûr Eş-Şekûr El-Aliy El-Kebîr El-Hafîz El-Mukît El-Hasîb El-Celîl El-Kerîm Er-Rakîb El-Mucîb El-Vâsi’ El-Hakîm El-Vedûd El-Mecîd EI-Bâıs Eş-Şehîd El-Hak El-Vekîl El-Kaviy El-Metîn El-Veliy EI-Hamîd El-Muhsî El-Mübdi’ El-Muîd El-Muhyî El-Mümît El-Hay El-Kayyûm El-Vâcid El-Mâcid El-Vâhid (El-Ahad) Es-Samed El-Kâdir El-Muktedir El-Mukaddim EI-Muahhir El-Evvel El-Âhir Ez-Zâhir El-Bâtın El-Vâlî El-Müteâlî El-Berr Et-Tevvâb El-Müntekım EI-Afüv Er-Raûf Mâlikü’l-Mülki Zü’1-Celâli ve’1-İkrâm El-Muksit El-Câmi’ El-Ğaniy El-Muğnî El-Mâni’ Ed-Dâr En-Nâfı’ En-Nûr El-Hâdî El-Bedî El-Bâkî El-Vâris Er-Reşîd Es-Sebûr (Celle Celâluh).[18]
Hadîs’în Ma’nâsı: Ebû Hüreyre radiyallahü anh’den, dedi ki:

Allah’ın Resulü salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Muhakkak ki, Allahu teâlâ’ya mahsus olarak doksan dokuz isim vardır. Her kim bu doksan dokuz ismi ihsâ ederse Cennete girer, sonsuz saadete ulaşmış olur.” [19]

İhsâ Ne Demektir: Bu kelimeye üç türlü ma’nâ verilmiştir: Saymak, ezberle­mek, ma’nâlarını şuurla anlamak. Şu halde ihsâ tahakkuk etmek için bu doksan dokuz ismi hem ezberlemek, hem ma’nâlarını öğrenmek, hem de saymak gerektir. Yoksa bir papağan gi­bi sâdece ezber etmek veya saymak kâfi değildir. İnsan gibi şuurlu bir mahlûka yaraşan da budur.

Bu doksan dokuz isme “İhsâ İsimleri” denir: Burada dok­san dokuz adedinin söylenmesi hasr için değildir. Yâni Allahu teâlâ’nın ancak doksan dokuz ismi vardır. Bunlardan başka yoktur ma’nasına değildir. Belki yalnız ihsâ isimlerini bildirmek içindir. Yoksa Kur’ân’da Allâh’u teâlâ’nın bunlardan başka isimleri de gelmiştir. Allah, nice has kullarına nice adlarını bildirmiştir. Sonra hiç bir mahlûkuna bildirmediği adları da vardır. Meselâ denir ki:

“İnne li fülânin elfe dinarın eaddehâ li’s-Sadaka” yâni, “Filancanın bin lirası vardır ki, hayır için hazırlamıştır.” demektir. Acaba bu sözden o adamın bin liradan başka parası olmadığı mı anlaşılıyor? Tabiî ki, hayır. İşte bu da öyle.. [20]

İsimleri Saymak Nasıl Yapılmalı  : Kur’ân’da “Haşr” sûresinin sonundaki  Esmâü’l-Hüsnâ’yı okuduğumuz gibi bütün isimleri birbirine ulaştırarak okumak caizdir. Bunun aksine olarak her ismi diğerinden bölerek teker teker ve her birinin sonunda vakfederek okumak da caizdir. Hattâ ihsâ’nın, saymak ma’nâsına olduğuna göre, bu şekilde okunması daha muvafıktır. Bâzılarında ulaştırmak, bâzılarında ayırmak suretiyle okumak da caizdir.

Bâzıları Esmâü’l Hüsnâ’yı harf-i tarif dediğimiz elif-lâm ile okumuştur. Nitekim âyette ve hadîste de böyle gelmiştir. Bâzıları da elif-lâm’a bedel olarak (yâ) harf nidâsiyle okumuşlardır.

Yâ Allah, yâ Rahman, yâ Rahîm… gibi

Demek ki, Esmâü’l-Hüsnâ’yı okuma şekli geniş ve müsaittir. Asıl mühim olan şey, okurken kalbin şuurlu ve uyanık bulunmasıdır. Bir de her ism-i Şerîf i okudukça (Celle Celâlühû) tazîm cümlesini tekrarlamak edep ve saygı iktizâsındandır. [21]

Esmaül Hüsnayı Öğrenmenin Faydaları

Hadîs’in Manâsına Devam Edelim:
“Hüvallâhü’llezî lâ ilahe illâ Hû. Er-Rahmân Er-Rahîm El-Melik.”

Şu büyük hakikat., evet, onu bilmiş olunuz ki; Allah Celle Celâlühû öyle bir Allah’tır ki, hakikatte O’ndan başka ibâdet edilecek mâbud yoktur. Çünkü O, Rahmân’dır, Rahîm’dir, Melik’tir…

Hadîsin bu kısmı, acaba o isimler nelerdir? gibi hatıra ge­len bir suale cevap yerindedir. [22]

 

İlâh Kelimesinin Manâsı  :Ellezî lâ ilahe illâ Hû fıkrasındaki ilâh kelimesi ülûhiyyet demek olup bunun ma’nâsı mâbudluk demektir ki, en büyük sevgi ve ta’zîm ile ibâdet olunmağa istihkak sahibi ma’nâsınadır. [23]

 

Ulûhiyyet Kimin Hakkıdır  :Ulûhiyyet yalnız ve yalnız Allah’ın hakkıdır. Çünkü ibâdete istihkak, kâinatı yaratmakta ve her yaradılmışı istidadına ve kabiliyetine göre terbiye ve idare etmekte tam ve mutlak bir istiklâl ile olur. Bu istiklâl de bütün kemâl sıfatlarına sahip bulunmakla olur. Bunlar ise eşsiz ve ortaksız olarak yalnız Allah’a mahsustur. O halde ulûhiyyet de yalnız Allah’ın hakkıdır. Allah’dan başka mâbud tanınmış olanların hiç biri de mâbudluğa lâyık değildir. Çünkü hepsi de mahlûktur. Mademki mahlûktur, muhakkak ki âcizdir, muhtaçtır. Bu sebepten mahlûk olan her hangi bir şey, mâbud değil, âbid olmalıdır. Binâenaleyh Allah’dan mâada mâbud sanılan şeyler, kendilerine bile sahip olamayan bir sürü zavallı ve boş şeylerdir, ibâdet olunmağa asla istihkakları yoktur. [24]

 

Dikkate Değer Bir Nokta: Hadîs-i şerifte mühim bir fıkra ile beşeriyyetin derin bir yarası üzerine el konmuştur. İzah edelim: yukarıda söylediğimiz gibi hadîsin bu kısmı, acaba o doksan dokuz isim nelerdir? gibi hatıra doğan suâle cevap olarak geldiği için, sözün akışına göre Allah, Er-Rahmân, Er-Rahîm, El-Melik, El-Kuddûs… diye doğrudan doğruya isimlerin sayılması gerekirdi. Fakat böyle yapılmamış, doksan dokuz isimden birincisi olan Allah ismi ile ikincisi olan Er-Rahmân ismi arasına “Ellezî lâ illâ Hû” kelime-i tevhid’i [25] katılmıştır.

Acaba bunun hikmeti ne olabilir? Kanâatimizce bunun hikmeti her şeyden evvel Allah’ın birliğini tesbit etmek ve sonra müteakip her ismi mefhumiyle bu hakikati her bakımdan müdellel bir hâle getirmektir. Önce Allah adiyle başlayıp Ellezi lâ ilahe illâ Hû fıkrasiyle Allah’ın birliği ilân edilmiştir. Hem de bu ilânın mevsullü ve silalı bir cümle hâlinde ifâde buyurulması, bu hakikatin üzerinde ehemmiyetle durulmasını, şayet bu hususta yanlış fikirlere sapılmışsa, her şeyden evvel bu yanlışlığın düzeltilmesine önem verilmesini bildirmek içindir. Kelime-i tevhidden sonra gelen doksan sekiz isimden her biri baştaki lâfza-i Celâle’ye birer sıfat olmuştur.

Bu isimler, bir ism-i cami olan [26] Lâfza-i Celâledeki icmali tafsil etmekle beraber, Allah’ın varlığına ve birliğine herbiri başka başka birer delil, birer bürhandır. Bu kadar delil ve bürhanlarla bu yüce hakikatin zihinlerde kuvvetlenmesi ve muhkemleşmesi istenmiştir.

Ey maddiyâtın ağır ve üzücü ızdıraplariyle bunalan ruhlar! İşte size, yaranızın merhemini sunuyoruz. Bu büyük isimlere gönüllerinizi veriniz. Samimiyetiniz nispetinde faydalar görecek, şimdiye kadar söylenmemiş, işitilmemiş, kitaplara ya­zılmamış nice hakîkatlere ereceksiniz. Kazancınız hulûsunuza göre olacaktır. Allah’ın tevfîki refik olursa bu isimlerin bereketiyle zâlimler hakka boyun eğer, münkirler ikrara döner, câhiller arif olur, ariflerin irfanı artar, cimriler cömert kesilir, hasetçilerin içindeki ateş söner, hele şirkin her çeşidi yüreklerden silinir. Evet, bu isimler insanlara sanki şöyle bir ihtar yapıyor: Allah’ı bilmeli, birliğine inanmalı, emrini tanımalı, rızâsına ermeyi en ileri gaye tutmalı, hele hiçbir mahlûku hâlık derecesine çıkarmamalı. Bakınız o şânı büyük Allah nasıl bir Allah’dır:

“Hüva’llâhü’llezî lâ ilahe illâ Hû. Er-Rahmân, Er-Rahîm, El-Melik, El-Kuddûs..”

Ey münkirler, ey müşrikler! Allahu teâlâyı bırakarak tapmakta olduğunuz şeylerde bu sıfatlardan bir tanesi olsun var mıdır?

Ey zâlimler! Biliniz ki, Allah Alîm’dir, Habîr’dir, Kahhâr’dır, Azız’dir, Cebbâr’dır.

Ey cimriler! Biliniz ki, Allah Ganîdir, Muğnîdir.

Ey hasetçiler! Allah Mâni’dir. Mu’tîdir.

Velhasıl rûhları öldüren ma’nevî birer hastalıktan başka bir şey olmayan küfrün, inkârın, şirkin ve bunlardan doğan bütün kötü huyların tedavisi için bu mübarek isimlerden herbiri birer iksir, birer müstahzar tertiptir.

Salâh ve felah isteyenler onlara sıkı yapışsın.[27]
Allah Teala’nın İsimleri Tevkîfîdir
Allah Teâlâ’nın isimleri tevkifidir. Yani bu isimler nasslarla bildirilmiştir. Bu konu aklın sahasına girmez. O halde Esmâ-i Hüsnâ konusunda Kur’an ve sünnetin bildirdiklerinin dışına çıkmamak, orada durmak gerekir. Bu isimlere ilave, eksiltme yapılamaz. Çünkü akıl Allah Teâlâ’nın layık olduğu isimleri idrakten âcizdir. Bu konuda nassların verdiği bilgilerle yetinilmesi gerektiği şu ayetlerden de anlaşılmaktadır:

“Bilmediğin bir şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bunların hepsi yaptığından sorumludur.”[28]

“De ki, Rabbin ancak açık ve gizli’ kötülükleri, günahı ve haksız yere zulmetmeyi, hakkında hiçbir delil indirilmeyen bir şeyi Allah’a ortak koşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”[29]

Allah Teâlâ’ya kendisinin vermediği bir ismi vermek veya O’nun kendisine verdiği bir ismi inkar etmek Allah hakkında işlenmiş bir cinayettir. Bu konuda edebe riayet etmek ve nassın getirdiğiyle iktifa etmek gerekir. [30]

 
[15] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 10.

[16] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 10-11

[17] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 11

[18] Tirmizî, İbn-i Hibbân, Hâkim. Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 13.

[19] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 13-14.

[20] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 14.

[21] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 14-15.

[22] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 15.

[23] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 15-16.

[24] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 16.

[25] Tevhid: Allah’ın birliğine inanmaktır. Kalbin bu inancını başkaları­na bildirmek istendiğinde Lâ ilahe illâ Hû yahut Lâ ilahe illallah denildiği için buna kelime-i tevhid denmiştir.

Bir tahlil: Hüvallâhü’llezî lâ ilahe illâ Hû bir cümle-i ismiyedir. Baştaki Hüve şan zamiridir. Bu gibi zamirler okuyucu veya dinleyicilerin dikkatlerini uyandırmak için bâzı mühim cümle başlarına getirilir. Allah mübtedâ, Ellezi lâ ilahe illâ Hû haberdir. Haberdeki Ellezî ism-i mevsûlü Zâtu’llah’tan ibarettir. Sılası da kelime-i tevhiddir.

[26] İsm-i câmi’nin ne demek olduğu  Allah ism-i şerifinin tefsirinde gele­cektir.

[27] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 16-18.

28 : İsra:17/36
[29]. A’raf: 7/33

30:Muhammed İbn Salih el-Useymin, el-Kavaidü’l-Müsla fi Sıfati’l-lahi Esmai’l-Hüsna, İbnu’l-Kayyım, Bedaiu’l-Fevaid, 1/162.
Cumhurun bu konudaki görüşü yukarıdakanlatıldığı gibi olmakla beraber, yine cumhura göre Allah için nasslarda bildirilenlerin dışında başka isimler kullanırken, bunların hem zât-ı ilahiyye’nin niteliklerine uygun düşmesi, hem de ta’zim ve hürmet unsurları taşımasına dikkat etmelidir. Bu sınırları korumak şartıyla nassların bildirdiklerinin dışında Allah için başka isimlerin de kullanılması zaruretten öte bir realitedir. Nitekim Arap olmayan müslüman milletler de kendi dillerinde Allah’a başka isimler vermekte ve O’na bunlarla dua ve niyazda bulunmaktadırlar. Türklerin Tanrı ve Çalap, Farsların Huda, Fransızların Diyö ismini kullanmaları gibi… (Çeviren). Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 17





Bir Cevap Yazın.


Dini Sohbet islami siteler Yapımıdır! Chat, Chat Sitesi, Chat Siteleri Chat, Chat Sitesi, Chat Siteleri Chat, Chat Sitesi, Chat Siteleri mIRC indir